Allah bizim cennete yada cehenneme gireceğimizi biliyorsa, neden bizi imtihan ediyor?

14 Kasım 2020
20
Bakıldı

Sürekli cevabı aranan soruların en başında gelen ALLAh neden bizi imtihan ediyor konusu ile alakalı detaylı yanıt yazı içeriğinde mevcuttur.

İnsanlığın hemen hemen her safasında gençlerin çoğunlukla cevabını aradığı soruların başında ALLAH’ın bizim cehennem yada cennete gideceğimizi bilmesine rağmen bizi neden imtihan etmesi sorusu gelmektedir.

Soru hakkında önemli hususlar

Bu soruya cevap verme teşebbüsünde bulunmadan önce şu iki
hususun göz önünde bulundurulması gerekir:

A ) En çok istişare edilen Meselelerden biri

Bu soru aslında İslam tarihi boyunca Müslüman âlimlerin
üzerinde en çok konuştuğu ve tartıştığı meselelerden birini
oluşturuyor. Çünkü bu sorunun imana ilişkin pek çok
meseleyle doğrudan irtibatı var. Bunların başında da kader
konusu geliyor. Söz konusu kader olunca ister istemez Allah’ın
ilmi, iradesi, yaratması gibi gaybî konular devreye giriyor. İşte
bütün bu sebeplerle bu soruya bir çırpıda herkesi tatmin edecek
bir şekilde cevap vermek o kadar kolay değil

B ) Klasik kitaplarda cevap aranıyor

Bu soruya cevap vermeyi zorlaştıran ikinci husus ise
klasik kaynaklarımızın bu konuya dair açıklamalarını
insanlarımızın anlayabileceği şekilde takdim etme güçlüğü.
Zira bizim klasik kitaplarımızda bu meseleye dair yazılanlar
halka değil konunun uzmanlarına hitap ediyor.

Bu iki zorluğa rağmen yine de biz sorunun cevabını ele
almaya çalışalım.

Allah bizi imtihan ediyor mu?

Önce şu imtihan meselesinden başlayalım. Kur’an’da
Rabbimiz pek çok âyette insanları imtihan ettiğini/edeceğini
açık olarak ifade etmiştir. Bunların bir kısmı şöyledir:
‚O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için
ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok
bağışlayıcıdır.‛ (Mülk, 2)
7
‚Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri
bilinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan
edeceğiz.‛ (Muhammed, 31)
‚İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‚İman ettik‛
demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz
onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah,
doğruları bilecek, yalancıları da mutlaka bilecektir.‛ (Ankebut,
2-3)
‚Yoksa, Allah, sizden, cihad edip Allah, peygamber ve
müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri
bilmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.‛ (Tevbe, 16)

Allah’ın imtihan etmesi ne demek?

Yukarıdaki âyetlerde açık bir biçimde Allah’ın kullarını
imtihan ettiğinden söz ediliyor. Dahası kimi âyetlerde ‚bilelim
diye‛ şeklinde ifadeler bile yer alıyor. İnsanlar arası günlük
kullanımda ‚imtihan / sınav‛ sözcüğünü duyduğumuzda
bununla öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi
derecesini anlamak için yapılan yoklamayı kastederiz. Yani
imtihan yapan şahıs (öğretmen) veya kuruluş (iş yeri, eğitim
kurumları) bu imtihan öncesinde kişinin nasıl bir performans
sergileyeceği, neyi bilip neyi bilmediği konusunda bir bilgi
sahibi değildir. İmtihan sonucunda kişinin bilgi ve beceri
seviyesi hem kendisi hem de bu imtihanı yapan kişi ya da
kurum tarafından anlaşılacaktır. Peki Allah acaba gerçekten
kulların durumunu öğrenmek için mi imtihan yapıyor?
Kesinlikle hayır

Allah her şeyi zaten biliyor!

Kullarını yoktan yaratan Allah onların geçmiş ve geleceğini,
açığa vurduklarını ve gizlediklerini zaten bilmektedir. Nitekim
Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur:
8
‚Sözünüzü ister açıktan söyleyin ister *içinizde+ gizleyin
*fark etmez+. O, göğüslerdekinin özünü *insanın aklından ve
kalbinden geçenleri+ bilir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince
işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.‛ (Mülk, 13-
14)
‚Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan
başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi
dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki
tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir
kitaptadır.‛ (En’am, 59)
‚Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli
kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz,
apaçık kitaptadır (yazılıdır).‛ (Sebe, 3)
‚Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi
bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta
yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.‛ (Hadid,
22)
‚Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır.
Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah’ın
her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını
bilesiniz.‛ (Talak, 12)
‚O, *kullarının+ önlerindekini ve arkalarındakini bilir.‛
(Bakara, 256)

Madem biliyor, niçin imtihan ediyor?

Yukarıdaki âyetler açık bir biçimde Rabbimizin her şeyi ezeli
ilmiyle bildiğini, O’nun öğrenen bir varlık olmadığını, O’nun
için ‚sürpriz‛ söz konusu olmadığını açık bir biçimde ortaya
koyuyor. O halde şu soruyu soralım:
Bir tarafta Allah’ın imtihan yaptığını belirten âyetler, diğer
yanda da O’nun her şeyi zaten bildiğini gösteren âyetler var. Bu
bir çelişki değil midir?

Kur’an’ın anlaşılmasına ilişkin önemli bir kural:

Kur’an âyetlerinin yorumlanmasında tefsir âlimlerimizin
belirttiği şu kuralı dâima göz önünde bulundurmak gerekir.
‚Kur’an’da ilk bakışta farklı şekillerde anlaşılmaya müsait olan
yahut yeterince açık olmayan âyetler (müteşâbih), anlamı açık
ve net olan âyetlere (muhkem) göre yorumlanmalıdır.‛ Bu
kuraldan hareket eden âlimlerimiz ‚imtihan‛ ilgili âyetleri iki
farklı şekilde yorumlamışlardır.

Allah “imtihan” sözcüğünü kendisi açısından değil kullar
açısından kullanıyor.

Allah, sonsuz bilgisiyle her şeyi bildiği halde kullarına sanki
onları imtihan ediyormuş gibi imtihan eden kimsenin
muamelede bulunması gibi muamelede bulunur. Burada bir
tarafta ilmi sonsuz olan, her şeyi bilen bir Allah diğer tarafta
geleceği ve gaybı bilmeyen kul bulunmaktadır. Meseleye kul
cephesinden bakıldığında gelecek zaman tamamen meçhuldür,
o halde onun açısından bakıldığında sonucu bilinmeyen bir
imtihan söz konusudur. İşte Allah kulları, onların kendi
bulunduğu ilmî ve psikolojik hal açısından değerlendirerek
kendilerine yaptığı muameleye ‚imtihan‛ adını vermiştir.
Nitekim Kur’an’da Allah başka bazı konularda da kullara
onların yapıp etmeleri cinsinden fiillerle muKa’belede
bulunmuştur. Öyleyse ‚Allah kullarını imtihan ediyor‛
ifadesini dünyada bir öğretmenin öğrencisini imtihan etmesine
kıyaslamak kesinlikle yanlıştır. Çünkü bir öğretmen
öğrencisinin imtihandan ne not alacağını bilemez, sadece
tahmin eder. Tahmininde haklı da çıkabilir, yanılabilir de. Oysa
Allah tahmin etmez, yanılmaz.

Allah, ezelde bildiği şeylerin dış dünyaya yansımasına
“imtihan” adını veriyor.

Allah zamandan ve mekândan münezzehtir. O’nun için
‚geçmiş‛, ‚şimdi‛ ve ‚gelecek‛ birdir. Ancak kullar açısından
zaman söz konusudur. Her ne kadar Allah’ın bilgisi ezeli olsa
da bu bilginin varlıkla ve olaylarla ilişkisi ‚bizim açımızdan‛
10
değerlendirildiğinde Allah’ın bir şeyi bilmesinin iki boyutu
ortaya çıkmaktadır:

  1. Allah’ın bir şeyi dış dünyada meydana gelmeden önce
    bilmesi.
  2. Allah’ın bir şeyi meydana geldikten sonra realiteye
    dönüşmüş haliyle bilmesi.
    Mesela siz doğmadan önce Rabbimiz ezelde sizi yaratacağını
    ve sizin o gün doğacağınızı bilir. Bu, bir şeyin var olmasından
    önceki ön bilgidir. Sizin günü ve vakti gelince doğmanız
    durumunda Allah’ın bunu bilmesi bir şeyi olduktan sonraki
    haliyle bilmesidir. Şu halde aslında varlık, Allah’ın ezelî
    ilminde bir bilgi halinde mevcutken zaman gelip yaratılıyor,
    pratiğe dökülüyor ve Allah, o varlığı ezelde bilgi halinde bildiği
    gibi, sonradan yaratıp pratiğe dökünce de gerçek-realite haliyle
    bilmiş oluyor.
    İşte Allah’ın ‚bilelim diye imtihan ediyoruz‛ ifadesi şu
    anlama gelir: ‚Ezelde zaten ön bilgi halinde bildiğimiz şeyin,
    bilfiil realiteye döküldükten sonra gerçeğe dönüşmüş haliyle de
    bilelim diye sizi imtihandan geçiriyoruz.‛

Allah için “sürpriz” ve “sonradan öğrenme” diye bir şey
olmaz!

lmaz!
İster ilk yorumu isterse ikinci yorumu kabul edelim, netice
itibarıyla Allah açısından ‚sürpriz bir bilgi‛, ‚bir şeyi sonradan
öğrenme‛, ‚bilgisiz iken bilgili hale gelme‛ diye bir durum söz
konusu değil. O halde Allah, bilmediği bir şeyi öğrenmek için
kullarını imtihan etmiyor. Ezeli bilgisinde bildiği şeyleri
realiteye döküyor, pratiğe geçiriyor. Klasik tabiriyle ‚kader,
kazaya dönüşüyor.‛

Öyleyse biz imtihandan geçmiyor muyuz?

‚İmtihan‛ meselesine biz kullar açısından baktığımızda bu
kelimenin bizim hakkımızda kullanılması yüzde yüz doğru.
Yani biz, sonucunu bilmediğimiz bir imtihandan geçiyoruz,
dünya da bir imtihan alanı. Ama Allah açısından bakıldığında
11
bilinmeyen bir şeyin öğrenilmesi için kulların imtihan edilmesi
söz konusu değil. Bilinen bir şeyin pratiğe dökülmesi söz
konusu

Her şey baştan belli iken yaratmanın anlamı ne?

Rabbimiz Kur’an’da kâinatın yaratılış sebebi ile ilgili olarak
önce yanlış anlayışları ortadan kaldırıp sonra doğru cevabı
ortaya koyuyor. Biz de önce kâinatın yaratılış sebebinin ne
olmadığı üzerinden hareket edip sonra ne olduğunu ortaya
koymaya çalışacağız

Allah kâinatı, ihtiyacı bulunduğu için yaratmamıştır.

Biz insanlar, ihtiyaç duyduğumuz şeyleri yapar ve üretiriz.
Mesela ekmeği yemek için, elbiseyi giymek için üretiriz. Evleri
içinde yaşamak için yaparız. Oysa Allah hiçbir şeye muhtaç
olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu varlıktır. (esSamed).
Rabbimiz, Kur’an’da kâinata ve içindeki hiçbir varlığa
ihtiyacı bulunmadığını defaatle belirtmiştir. (Âl-i İmran, 97;
Hicr, 70; Ankebut, 6)

Allah kâinatı “oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır.

Biz insanlar, bazı şeyleri ihtiyacımız olduğundan değil sırf
hoşça vakit geçirmek, can sıkıntısından kurtulmak için yaparız.
Mesela müzik dinler, resim yapar, gezintiye çıkarız. Buna
ihtiyacımız olduğu için değil iyi vakit geçirmek için bunu
yaparız. Oysa oyun ve eğlence edinmek Rabbimizin münezzeh
olduğu bir durumdur. Bu, canı sıkılan ve can sıkıntısını
geçirmek için bir şeylerle oyalanmaya ihtiyaç duyan insanların
özelliğidir.
Rabbimiz kâinatı fantastik bir sebeple, hoşça vakit geçirmek
için yaratmadığını, bu kâinatı yaratmasının haklı bir sebebinin
bulunduğu şu şekilde belirtmektedir:
‚Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve
eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple
yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.‛ (Duhân, 38-39)

Allah kâinatı amaçsız ve sebepsiz yere [abes olarak]
yaratmamıştır

Biz insanlar bazen amaçsız ve sebepsiz işler yaparız. Bu
yaptıklarımız bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı gibi bize hoşça
vakit geçirme fırsatı da sunmaz. Şuursuz ve bilinçsizce, sırf iş
olsun diye işler yaparız. Allah, yaptığı her şeyi yerli yerince
yapan, yaptığı şeylerde nice hikmetler bulunan el-Hakîm’dir.
O’nun hiçbir fiili hikmetsiz değildir.
Rabbimiz, kâinatın boşu boşuna yaratıldığı fikrinin kâfirler
tarafından sahip olunan bir fikir olduğunu belirterek şöyle
buyurmuştur:
‚Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık.
Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki
haline!‛ (Sad, 27)
Rabbimiz, bir başka âyetinde insanlara hitap ederek onların
yaratılışının amaçsız, sebepsiz *abes+ olmadığını şu şekilde
belirtmektedir:
‚Yoksa sizi boşu boşuna *amaçsız ve sebepsiz olarak abes
yere+ yarattığımızı mı sandınız?‛ (Müminûn, 115)

Kâinatın yaratılmasının haklı bir gerekçesi vardır.

Rabbimiz Kur’an’ın pek çok âyetinde kâinatı yaratmasının
hak ile olduğunu belirtir. Bu, kâinatın boş yere ve sebepsiz
olmadığının olumlu ifade ile pekiştirilmesidir. Bu konu ile ilgili
âyetlerin bir kısmı şu şekildedir:
‚Allah, gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı.
Şüphesiz bunda, iman edenler için (Allah’ın varlık ve
kudretine) bir nişâne bulunmaktadır.‛ (Ankebut, 44)
‚Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O
dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir.‛ (İbrahim,
19)
‚Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece
herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık
edilmez.‛ (Câsiye, 22)

Kâinatın yaratılış sebebi Allah’ın İlahlık ve Rabliğini
göstermeyi dilemesidir.

Kâinatın yaratılışının temel sebebi yaratılan varlıkların
Allah’ı yüceltmeleri, kulluklarını göstermeleri, Rabbimizin de
onlara karşı ilahlığını ve rabliğini göstermesidir:
Kur’an, insan dışında yaratılmış olan yerdeki ve gökteki
bütün varlıkların Allah’a boyun eğdiğini, secde ettiğini, onu
tenzih ettiğini belirtir. Bu âyetlerin bir kısmı şöyledir:
‚Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder.
O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz,
onların tesbihini anlamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.‛
(İsra, 44)
‚Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler,
büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.‛ (Nahl, 49)
‚Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih
etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.‛ (Hadid, 1; Haşr, 1; Saf, 1)
Kur’an, akıl, irade ve nefis sahibi varlıklar olan cinler ve
insanların da kulluk sebebiyle yaratıldığını şu şekilde belirtir:
‚Ben, cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım.‛
(Zâriyat, 56)

Allah’ın ibadete ihtiyacı mı vardı?

Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir varlık Allah’ı
zikretmese, tesbih ve tenzih etmese de Allah zâtı itibarıyla
övgüye layıktır. O’nun övgüye layık olması, kendisini öven
birilerinin bulunmasına bağlı değildir.
Bu soru başka bir soruyu gündeme getirir: O halde madem
ki ibadet edilmeye, yüceltilmeye ihtiyacı yok öyleyse hiçbir
varlığı yaratmasaydı!
Burada hemen şu âyetler gündeme gelir: ‚O, dilediğini
yapar.‛ (Hûd, 107; Burûc, 16). ‚O’na yaptığı bir şeyden dolayı
*‚niçin böyle yaptı?‛+ diye soru sorulamaz. Ancak *O’nun
tarafından insanlara, ‚niçin böyle yaptınız?‛ diye+
sorulacaktır.‛ (Enbiyâ, 23)

Sonuç Kadere Çıkıyor

Sonuç yine kadere çıkıyor:
Rabbimiz ezeli ilmiyle bildiği, ezeli iradesiyle dileyip tercih
ettiği şeyleri yaratma sıfatıyla yaratıp varlık âlemine çıkardı.
Bizim açımızdan bakıldığında ortada tam bir imtihan var.
Hiçbir şey belli değil. Bize seçme hakkı verilmiş, irade verilmiş.
Hiçbir şey zorla yaptırılmıyor, her şeyi biz yapıyoruz. Ama
meseleye Allah açısından bakıldığında o her şeyi biliyor,
bildiklerini yaratarak pratiğe döküyor. Varlıklar onun ezelî
ilminden varlık âlemine çıkarken O’nun irade, kudret, tekvin
gibi bütün sıfatları da tecelli ediyor.
Bütün bu tecelliler ve -kullar açısından bakıldığındaimtihanlar sonucunda Rabbimiz başta Hz. Muhammed (s.a.v.)
ve diğer peygamberler, Allah dostları, şehitler ve sâlih
müminler olmak üzere kendine ebedî dostlar ediniyor. Onları
ebedî nimetlerine gark ederek kendi güzelliğini ve cemalini
gösteriyor. Bunu onlara doğrudan ve hazır bir şekilde vermiyor
da onlar açısından bir imtihan sonucu veriyor. İşte kullar
açısından imtihanın en büyük kazanımı bu! Bu imtihan
sonucunda kaybeden, cehennemlik olan, ebedî azaba dûçar
olanlar ise bunu tamamen kendi tercih ve seçimleri ile hak
ediyorlar. Allah onları tercihlerini bu şekilde kullanmaya
kesinlikle zorlamıyor. Dolayısıyla hiçbir haksızlık ve
adaletsizlik söz konusu değil.
Bu açıklamalarda doğru bir husus varsa Rabbimizin
lütfundandır. Yanlış bir şey varsa o da bizim nefsimiz ve
şeytandandır, Rabbimiz bundan münezzehtir. Her şeyin en
doğrusunu Rabbimiz bilir.
15
‚Rabbimiz, Senin bize öğrettiğinden başka bizim bir ilmimiz
yoktur. Şüphesiz ki her şeyi bilen ve her şeyi hikmetli bir
şekilde yapan ancak Sensin.‛ (Bakara, 32)

0 0 oy
Makale Değerlendirmesi
Puan
Bu yazıyı derecelendirin!
[Total: 0 Average: 0]
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x