Kurgucu Ali Denizci ve Lari Dilmen Sahte hayat hikayesi

22 Aralık 2019
Kolpacı Ali Denizci
980
Bakıldı

Konunun hassasiyetine vurgu yaparak iyilik adı altında Müslüman görünen Ali Denizci Musa dede Takma ismi ile Yahudi Lari dilmen ve diğer misyonerlerin çalışmalarına açıklık getirilmiştir.

Kurgucu Ali Denizci ve Yahudi Asıllı İvo Molinas‘ın Şalom Gazetesinde 2013 yılında demeç veren Lari Dilmen in kurguladıkları sahte hayat hikayesinde Müslüman uyanık olmalı sorusunu bir kez daha gündeme taşıdıkları gözlemlenmektedir.

Lari Dilmen Musa dede ve Derviş Baba Kahvehanesi Röportajı 2013 yılında Şalom Gazetesinde yayınlanmıştır. Röportajı inceleyebilirsiniz.

Ali Denizci ve Ekibinin Yaklaşık 10 – 20 yıldır sürdürdükleri Yardımlaşma faaliyetleri adı altında anlatılan hikaye ve hikayelerin doğruluğu tartışma konusu olmuş Konu altında Bu konuyla ilgili araştırılarak aktarılmış olan bilgiler yer almaktadır.

Kurgulanarak kurulmuş olduğu gözlerden kaçmayan Derviş Baba Deliler adı altındaki Kahvehane’de ve Tedx vb. söyleşilerinde Önceden Ateist olduğunu ve daha sonra Müslüman olduğu ile alakalı bir takım bilgiler aktarılıyor.

Netice için Amaç Doğrumu

Ali Denizci’nin Kurguladığı hayat hikayesinde inançlı bir müslümanın yapmaması gereken bir çok hataların ve yanlışların göze çarptığını belirtmek istiyorum. Konuya açıklık getirmek için Anlatılan hayat hikayesinde ve insanlara sunulan yardımlaşma kahvehaneleri adı altında anlatılan hikayelerdeki bazı çelişkileri belirtmek istiyorum.

Tedx Videoları ve Diğer Söyleşiler

Ali Denizci’nin ilk olarak 2010 ve 2015 yılları arasında Ateistlik’ten Müslümanlığa nasıl dönüş yaptığı Hayat Hikayesi örnek verilerek anlatılıyor

Ayşe Arman Röportajı

Tedx vb söyleşileri ile hayat hikayesini anlatmaya başladıktan sonra dikkatleri üzerine çekmiş ve sonrasında 2016 yılında Ayşe Arman’la birlikte 8 ay kaldım dediği mezarlıkta fotoğraflar çektirerek Röportaj gerçekleştirmiş.

Deliler Kahvehanesi

Deliler Kahvehanesi adı altında Aşıklar, Mezcublar, Deliler, Abdallara kapısının açık olduğunu belirterek yardımlaşma faaliyetleri gerçekleştirdiği gözlemleniyor. Bu kahvehanelerin şubelerini oluşturarak istanbulun çeşitli Semtlerinde yardımlaşma dernekleri adı altında kurulan yerlerde Yardımlaşma haricinde bilinç altında etki oluşturacak öğütlerin yada bilgilerin verilmekte olduğunu görüyoruz.

Kurgulu Hayat Hikayesi Ayşe Arman Röportajı

Yıllara göre Anlatılan Hayat hikayesini Ayşe Arman ile Röportajını karşılaştırdığımda bir kaç eklemeler olduğunu fark ettim. Ayşe Arman Röportajında bazı kısımlarda görüşlerimi belirttim

Müteahhit bir babasının olduğunu ve çok varlıklı olduğunu yalıda doğduğundan bahsediyor. 17 yaşında evden kaçarak Ateist daha sonra komünist olduğunu ve siyasi düşünceleri yüzünden cezaevine girdiğinden bahsediyor. Cezaevinde yatma sebebini şu şekilde belirtiyor.

“Hızlı yıllardı, biz modern Robin Hood’lardık, piyasada ilaç bulunmuyordu, ilaç kamyonlarını soyuyor, ihtiyacı olanlara ilaç dağıtıyorduk.”

hayat hikayesinde dikkat çeken ilk kısım burası ;
Yalıda doğan zengin bir ailenin çocuğu
17 yaşında evden kaçıyor
Ateist ve Komünist oluyor ?
devlete baş kaldırarak insanlara iyilik yapıyor
cezaevine giriyor.
özellikle genç kesime ilham kaynağı olabileceğini düşündükleri ruh hallerine dokunabilecek ince düşünülmüş hayat hikayesi başlangıcına uyarlanmış

İkinci Aşama ;
Hayat hikayesinin uzun olduğundan bahsediyor isveçte mimarlık eğitimi aldığını tahsilinin iyi olduğundan bahsediyor . Daha sonra ticarete atılarak çok paralar kazandığından bahsediyor ve buna rağmen tatmin olamadığından bahsediyor Bu kısmı şu şekilde özetliyor.

“Ama beni kesmeyen bir şeyler vardı. Bitmek tükenmek bilmeyen korkularım vardı. Alkole başladım. Ben her şeyi dibine kadar yaptım hayatta. İçkiyi de öyle içtim. Öyle bir noktaya gelmiştim ki, ellerimin titremesini durdurup sigara yakabilmek için bir ufak votka içmek zorundaydım. Kronik alkoliktim. ”

Ayşe Arman ile Röportajında yukarıdaki cümle ile özetliyor fakat daha sonraki yıllarda hikayesine bazı kısımlar ekliyor. Mevcut röportaj ile 2018 ve 2019 yıllarında tekrar anlattığı hikayesinde
Uyuşturucu ve farklı maddeler kullandığından bahsediyor.

Röportajı dikkatli incelediğinizde Henüz Ali Denizci Sokakta yaşamaya başladığını anlatmadan önce Ali Denizci’nin yukarıdaki cümlesinden sonra Ayşe Arman Aşağıdaki soruları yöneltiyor.

Ne kadar sürdü?

– Üç buçuk sene.

Sokakta yaşayınca n’oluyor?

– Hiçbir şey olmuyor. Gayet güzel yaşıyorsun. Bu topraklarda sokakta yaşayan hiç kimse aç kalmaz. Herkes yardım ediyor. Din, dil, ırk, etnik köken, mezhep ayrımının sadece kafalarda olduğunu, pratikte olmadığını görüyorsun. Çok yardımsever bir milletiz biz, iyi kalpliyiz. Çok derinlerde bir yerde, bir gün bizim de o duruma düşebileceğimizi biliyoruz.

Yukarıda belirtilen kısım çok etkileyici bir şekilde kurgulanmış.
Yaşanmışlık anlatılabilir fakat kullanılan kelimelerin iyi bir şekilde seçilmesi gerekiyor. Müslüman bir insan Sefilliğe ve dinlenciliğe açık açık davet etmez. Yaşanmışlıktaki hataları ve eksikleri belirtir
Müslüman insan her zaman çalışkan olmalı boşlamamalı vakit her zaman değerlidir ve önemlidir.
Sefillik ve Dilencilik Asla bize göre değildir.
Röportajın kalan kısmı aşağıdaki gibidir.

Kimler yardım etti mesela sana?

– Ben Boğaz hattında içmeyi severdim. Sarıyer-Kumkapı arası içen nöbetçi sarhoştum! Ünlü-ünsüz pek çok insan üç buçuk yıl yardım etti. Sakıp Sabancı’dan Vehbi Koç’a, Güneri Cıvaoğlu’ndan Mehmet Ali Birand’a kadar hepsinden içki parası almışlığım var.

Kayahan ve Müzeyyen Senar sabit müşterilerimdi!

Nasıl karşılaşıyordun onlarla?

– Mesela Emirgân’da kaldırımda yatıyorum, aaa rahmetli Sakıp Bey, korumalarıyla sabah yürüyüşüne çıkıyor. Biraz sohbet ediyoruz, sonra “Ver bir içki parası!” diyorum, veriyor. Sezen Aksu’dan da almışlığım var, Kayahan’dan da…

Peki nasıl görünüyorsun o sırada?

– Korkacakları gibi! Aylardır yıkanmamışım. Pislik içindeyim. Saç sakal birbirine karışmış. Kat kat giyinmişim. Kısa bir palto. Dışarıdan görüntüm 70-80 kilo ama soyunduğum zaman 40-50 kilo sağlıksız bir insan bedeni. Kayahan ve Müzeyyen Senar sabit müşterilerimdi. Kayahan’ın tekneye giderdim. Bir büyük rakı alır çıkardım, biraz da meze…

Onlar anlıyorlar mıydı senin eğitimli, kültürlü bir adam olduğunu?

– Ne eğitimi, ne kültürü… Bir önemi yok ki. İnsansın sen, onlar da bana öyle bakıyorlardı! Çok konuşmaya da gerek yok. Her şey belli. Yardım ediyorlardı.

Kaybetmekten korktuğumuz için sürekli biriktiriyoruz

Ailen?

– 24 saat içen biriydim, kimseyi istemiyordum. Senede bir kere filan yakaladıklarında hamama götürüyorlardı, sonra da check up’a. Son sefer yine götürdüler. Nöroloji, nöroşirürji falan filan derken, beynimle bayağı uğraştılar. Hani normal insanlar gibi yaşamayı reddediyorum ya, akli dengem yerinde mi, değil mi? Tomografiler filan normal çıktı. Rahatsız, huzursuz ve uyumsuz bir adamdım ama tırnak içinde normaldim. Sonra başka testler yaptılar, karaciğerime baktılar. O da ne! Siroz olduğum ortaya çıktı. Gözlüklü bir doktor vardı, elindeki filmi gösterdi, “Bak” dedi, “Ölüyorsun…” “Ne kadar yaşarım?” dedim, “Bu şekilde devam edersen en fazla bir yıl…” dedi.

N’aptın peki?

– Çok sevdiğim bir ortağım vardı; İlyas. İlyas’a dedim ki, “Bana şöyle deniz gören bir mezar satın al!” Benim estetik kriterlerim olduğunu da bilir, Aşiyan’dan aldı, en önden, en güzelinden, oh bütün Boğaz ayaklarımın altındaydı.

Eeee? –

E’si orda içmeye devam. Sekiz buçuk ay mezarlıkta yaşadım.

Korkmuyor muydun?

– Ölülerden mi? Yok canım. Ölülerden ne korkacaksın, yaşayanlardan kork! Tabii bu arada okumaya devam ediyorum. Kat kat giyinmiş bir serseri düşün, sakallar göbeğinde, mezarında ‘Tutunamayanlar’ okuyor. Sabahları da Radikal ve Yeni Gündem, Milliyet Sanat ve Hürriyet Gösteri’yi de severdim…

Peki sonra?

– Sekiz buçuk ay böyle devam etti. İçkim, sigaram, gazetem, kitabım hep geliyordu ama kimin getirdiğini bilmiyordum. O kış inanılmaz kar yağdı. Ben en uçtaki mezardayım, yanım uçurum, bana tek gelen yol var. O yolda karda ayak izi yok, kedi, köpek izi bile yok. Ama benim içkim, sigaram sürekli geliyor. Sanki ilahi bir güç bana bunları getiriyor. Ve şunu anladım, sekiz buçuk aydır ben buradayım, hiç aç kalmadım. Peki neden korkuyorum? Anladım ki korkular sanal, onları ben yaratıyorum. Yaşadığım dünyada, çocukluktan beri her şeyi yüklenmişim ben. Hep kazanmam gerektiği öğretilmiş. İnsanlara hoş görünmek, onları kazanmak, başarılar kazanmak, sonra para kazanmak…

Yukarıda belirtilen Hikaye satırlarını Sahih bir Müslüman okuduktan yada duyduktan sonra bazı ders notları çıkarmalıdır.
Vicdanına bir takım sorular sormalı diye düşünüyorum.
Yaşanılanlardan sonra ve Müslüman olduğunu söyleyen bir kişinin İçkinin ve sigaranın İlahi bir güç tarafından kendine getirildiğini belirtmesi ?

Sonra bunları kaybetmekten korkmaya başlıyoruz…

Burada Ayşe Arman Kurguya özel bir soru ile yaklaşmış ve Konuya Sempati duyanların kafalarında soru işaretleri oluşturmuş

– Aynen öyle! Kaybetmekten korktuğumuz için de sürekli kazanmaya çalışıp biriktiriyoruz. Ne kadar çok biriktirirsek, o kadar varız zannediyoruz. Halbuki aslında ne kadar çok biriktirirsen, o kadar yoksun! Gerçekten var olan, Tanrı’ya ve kendine inanan birinin biriktirmesi için bir neden yok. Korkuları da yaratan biziz işte! Devrim yapmak istiyorsan kendini devirmekle başlayacaksın.

Mezarlıkta buna karar verdin ve sonra tedavi mi oldun?

– Evet. Bütün korkularımın benden kaynaklandığını fark ettim. Bu sefer kendi isteğimle tedavi olmaya gittim. Sekiz buçuk ayın sonunda doktor, “Üç ayla bir yıl arası yaşarsın!” dedi, hâlâ o süreyi kullanıyorum, 20 sene oldu. Sonra da bir daha hiç alkole elimi sürmedim. Alkol adına kullandığım tek şey ıhlamur kolonyası. İçmiyorum tabii.

Bir bilge kişi peşine  düştüm ve buldum

Röportaj’da bu cümleyi özellikle vurgulamalarındaki maksadı anlamış değilim

Peki sufilik nereden çıktı?

– Korkularını aşıp, dünyadaki bedeninin ötesine geçtiğinde ve rızkın Allah tarafından herkese gerektiği kadar verildiğini fark ettiğinde, zaten sufi olarak yaşamaya başlıyorsun demektir. Ben bir bilge kişi peşine düştüm. Ve buldum…

Sufilik nereden çıktı sorusuna Sufiliğin tanıtımını yapar şekilde özetlemek ve soru işaretleri ile tanımlamak ?

Arayan herkes bulur mu?

– Samimiyse bulur.

Egonu, nefsini ve kibrini temizlemen gerekiyor

Derviş Baba, Deliler, Abdallar, Meczuplar ve Âşıklar Kahvehanesi nereden çıktı? Bir iyilik hareketi midir?

Yukarıdaki kelimelerin hepsini aynı cümle altında toplamak ?
Bu isim altında yardımlaşma dernekleri kurmak ?
Dini kitapları yok sayarak Sufi sohbetleri adı altında sempati duyanlara dinle alakası olmayan bilgiler vermek ?

– Öyle de diyebiliriz. Ustama, sokaktaki insanların durumunu anlatıyordum, beş katlı bir evim vardı, tanımadığım insanları eve alıyordum. O da bana, “Ya evladım” dedi, “Senin bu dünyadaki varoluş nedenin belki de organize halde tüm bu insanlara yardım etmek. Neden böyle bir şey denemiyorsun? Musa Dede’yi de al, Balat’ta bir Deliler Kahvehanesi aç…”

Musa Dede’yle nereden tanışıyorsunuz?

– O da farklı boyutta, ustayla birlikte kendi gerçeğini keşfetmek için orada bulunuyordu. Ben Kova burcuyum, yükselenim Akrep, ay burcum Başak. Musa Dede Başak burcu, yükseleni Akrep, ay burcu Kova. Yani benim aynadaki yansımam. Benim ak dediğime, Musa Dede kara der. Ama biz ikimiz, paslı çiviler gibi birbirimize sürtünerek çok şey öğrendik. Ve Derviş Baba’yı hayata geçirdik.

Yukarıda belirtilmiş olan Musa dede Yahudi Lari Dilmen’dir.
Bildiğim kadarı ile sonraki videolarında Ali Denizci Lari Dilmen’den pek bahsetmiyor.
Anlattığı konu farklılaşıyor.
Ezberlenmiş olan Kurguya farklı kriterler ekleniyor.
Hikaye insanları daha çok etkileyebilecek hale getirilerek anlatılıyor.
Yahudi Lari Dilmen Müslüman olduğunu belirtiyormuş ama duyduğum kadarı ile aynı kulvarlarda çalışmalarına devam ediyormuş iki arada bir derede olmak ?

Başkasına yardım etmenin amacı kendine yardım etmektir

Kaç senedir var?

– Yedi senedir. 18 metrekare ufacık bir dükkân olarak başladık. Musa Dede, ben ve mahallenin sarhoşları, delileri hep birlikte sıvalarını yaptık, parkelerini çattık. Sonra da ihtiyacı olan herkese yardım ettik. Önce delilerle başladık. Onları hamama götürdük, üstlerini başlarını değiştirdik, karınlarını doyurduk. Sonra Sulukule yıkımında evsiz kalan, parkta yatan insanlara yardım ettik. 33 aile için Balat’ta ev kiraladık. Evler bitti, dükkânlar tuttuk, içlerini döşedik…

Nasıl?

– E duyan herkes, “Biz nasıl yardımcı olabiliriz?” diyordu. Ya da ailesinden birileri vefat ediyordu, eşyaları bize bağışlıyordu. Şu an 20 bin gönüllümüz var. Şubeleştik. Balat’tan sonra, Cihangir ve Kadıköy şubelerimiz açıldı. Şimdi Bakırköy’ü açıyoruz. Küçükmustafapaşa’da külliye kuruyoruz.

Sufiliğe geldiğinde yıkman gereken bir şey kalmıyor

Suriyeli çocuklara da Türkçe öğretiyorsunuz…

– Evet, gönüllülerimiz isteyene İngilizce, İspanyolca, Rusça, Arapça öğretiyor…

Ve bunları da yaparken siz aslında kendinize yardım ediyorsunuz…

– Kesinlikle! Başkasına yardım etmenin amacı, kendine yardım etmektir. Yaşar Abi’nin karnını doyurduğunda “Ben yaptım!” diyorsan, kibrin devam ediyordur. Onun karnını Allah doyuruyor, sen vesilesin. Yaşar Abi’ye destek olurken, kendinle yüzleşmen, egonu, nefsini, kibrini temizlemen gerekiyor.

Sonra usta mı oluyorsunuz?

– Öyle bir hedefimiz yok. En büyük hedef ‘hiç’ olabilmektir. Mülkün sahibi Allah’tır. Bizim cennet-cehennem hesabımız da yok. Hani cennet tasvirleri vardır ya, nehirler akar, huriler-muriler, palavra onlar. Ruhun bedeni, cinsiyeti, nefsi yok ki; nehre, köşke, huriye ve Nuri’ye ihtiyacı olsun! Her şey insanın yüreğinde. umreyi de, Kâbe’yi de yüreğinde yapman, dergâhını yüreğinde oluşturman gerekiyor.

Tüm insanların bildiği ince çizgileri oluşturan soru ve cevaplar kurguya dahil edilmiş. Bir Müslümanın Cennet ve Cehennem hesabı nasıl olmaz?

Ve sen, ateizmden bu noktaya kadar geldin, öyle mi?

– Elhamdülillah. Yaşamımın uzun bir döneminde ateisttim. Türkiye’de genelde kafası çalışan adamlar ateist oluyorlar. Ben önce agnostiktim, sonra ateist oldum. Sufiliğe geldiğinde yıkman gereken bir şey kalmıyor. Artık yapman, kendini tamamlaman gerekiyor.

Yukarıda anlatılan kısımları okuyup değerlendirdikten sonra Ali bey Müslüman olmak istiyormusunuz? sorusunu sormak isterim.
Konunun en altındaki önerimi göz ardı etmemenizi rica ediyorum.

TAŞIN UCUNDAN TUT, YOKSA…

Bu röportajı okuyanların aklında en çok ne kalsın istersin?

– Gördüğün, duyduğun her şeyden sorumlusun! Ya taşın ucundan tutarsın ya da sırtını döner, gidersin. Sırtını dönüp gidiyorsan hiçbir şeyden şikâyet etmeye hakkın yok. Ne Suriyelilerden ne parasızlıktan ne de ülkenin yönetiminden… Devrim yapmak istiyorsan önce kendini devirmekle başlayacaksın!

DELİ GİBİ SEVMEK LAZIM

Derviş Baba henüz açılmamıştı. Balat’ta bir kahvede oturuyorum. İçeri biri girdi. Bildiğin deli. Oturdu yanıma, “Çay ısmarlasana” dedi. Ismarladım. “Adın ne?” dedim. “Ercan” dedi. “Ne iş yaparsın Ercan Abi” dedim. “Pantolon ve sandalye yapıyorum” dedi. “Nasıl yapıyorsun?” dedim. “Bakış açısıyla, atom bombasını birleştiriyorum. Pantolon ve sandalye oluyor!” dedi. “Başka bir şey yapmıyor musun, örneğin ceket ya da gömlek?” “Onun henüz yöntemini bulamadım” dedi. “Peki” dedim, “Bakış açısıyla, örneğin nötron bombasını birleştirsen olmuyor mu?” “Sen manyak mısın abi!” dedi. “Eyvallah!” dedim. Sonra 15 dakika hiç konuşmadı. Derken birden “Sevmek lazım” dedi, “Ama deli gibi sevmek lazım. Sadece kuşu-böceği-çiçeği değil, yaratılan her şeyi, taşı-toprağı sevmek lazım. Bunun için de mangal gibi yürek lazım. O yürek bir tek Ercan’da var. O yüzden Ercan deli…”

Yukarıda Anlatılmış olan Hayat hikayesini ve daha sonra bu hayat hikayesine eklenen Yahya Efendi Türbesi olayını Dikkatli dinlemenizi Tavsiye ediyorum Ayrıca
Deliler kahvehanesi adı altında Youtube Kanalında yayınlanan videoları Dikkatli izlemenizi tavsiye ediyorum. Burada anlatılan kurgulara inanırsa bir müslüman vay haline

Röportaj resimleri

2019 yılında yayınlanan Ali Denizci Videosu

2019 yılında yayınlanmış olan bir video

Konuya ilişkin Youtube kanalında bir yorum gözüme çarptı konuyla alakalı olduğu için bu yoruma yer vermek istiyorum.

Altından Yine YAHUDİLER Çıktı MÜSLÜMAN UYANIK OLMALI YOKSA DAHA ÇOK AYAKTA UYUTULUR !!! Aşağıdaki Yazıyı Lütfen Okuyunuz !

Türkiye onu daha çok Yahya Efendi dergahında başından geçen bir olayı anlattığı video ile tanıdı. O hikayeyi hatırlıyorsunuzdur ama unutun onu o da yalan çıktı çünkü. Külliyyen yalan. Dün Yahya Efendi dergahına gittik yalan olduğunu bizzat öğrendik. Dünkü paylaşımımda detaylar var. Yalanları sadece bununla sınırlı değil, hayatı hakkında anlattığı bir çok şey yalan ve eksik. O konulara girmeyeceğim, dün yazacağım demiştim ama konu dağılmasın, çünkü bizi ilgilendiren taraf daha vahim. Bu adam Balatta Deliler kahvehanesi denen bir yer açmış, yardım faliyetleri yürütüyor gibi görünerek misyoner faliyetler yapıyor. Deliler kahvehanesini beraber kurduğu kişi bir Yahudi.! Gerçek adı Lari Dilmen, ama onuda kitabına uydurmuşlar yani Deliler kahvehanesine uydurmuşlar “Musa dede” yapıvermişler. Dün Ali Denizci bu “Musa dede” takma isimli Lari Dilmen’in artık müslüman olduğunu söylüyor. Peki bu yalancı adama inanalım mı? Yutalım mı bu yalanı? Ne derseniz? Hemen karar vermeyin.! Şöyle anlatayım ; Ali Denizci bir videosunda, burs verdikleri 150 talebeye dini kitap okumayı yasaklattıklarını anlatıyor. Ve o çocukları Yahudi aileler ile tanıştırıp Yahudilerin evlerinde misafir ettiklerini, onların çocukları ile kaynaştırdıklarını söylüyor. Peki tövbe eden bir Yahudi bunu yapar mı? Ali Denizci bu çalışmalarda tek değil ki, Lari Dilmen ile beraber yürütüyor bu faliyetleri. Lari Dilmen Yahudilikten döndü ise neden hâlâ burs verdikleri müslüman çocukları Yahudilerle kaynaştırıyor?! Ve yine bizzat Ali Denizci’nin itirafı ile, neden dini kitap okumalarını yasaklatıyor? Beyler Yahudi gazetesi Şalom’un Lari Dilmenle bir röportajı var. Yahudi bir gazete medh ede ede Müslüman bir eski Yahudi ile röportaj yapar mı? Evet, Yahudi bir ailede doğmak suç değil, nice Yahudi alimler bile müslüman olup İslâma ve müslümanlara hizmet etmiştir ama bu Lari Dilmen ve Ali Denizci hiç İslâm’a hizmet ediyor gibi duruyor mu? Bana Lavrensi hatırlatıyor. Ali Denizci’nin videolarını Youtube’de TEXd TALKS gibi bir kanal yayınlıyor, balatta amacı sadece iyilik hareketi olan adamın videosunu bu kanal niye yayınlasın? Herşey açık ve net değil mi? Ayşe Arman gibi bir ateist Ali Denizciyle röportaj yapıp neden medh etsin? Tabi bazı İslâmî çalışmalar gibi görünen faliyetleri de var. Ne mesela? Deliler Kahvehanesi dedikleri yerde Tasavvuf sohbetleri veriyorlar 😀 Ama kim veriyor bu sohbetleri, orası mühim değil mi? Burs verdiği çocuklara dinî kitaplar okumayı yasaklatan adam, nasıl bir tasavvuf sohbetleri yaptırır siz düşünün. Kendi din anlayışını empoze etmek için çarpık bir tasavvuf anlayışına sahip kişilere sohbet ettiriyor. Cemalnur Sargut modelinde açık saçık bir bayan veriyor bu sohbetleri. Beni Ali Denizci’nin sevenlerinden birisi aradı Ali Denizci’nin Rufai tarikatı dervişi olduğunu söyledi, bugünde yine onun sevenlerinden birisi paylaşımıma yorum yazdı Ali Denizci’nin Rufai tarikatı dervişi olduğunu vurguladı. Fakat gizli tutuyormuş kime bağlı olduğunu söylemek istemiyormuş. Ben araştırdığım kadar ile söyleyim; Cemalnur Sargutla irtibatları var. Deliler kahvehanesi dedikleri yerde tasavvuf sohbetleri yapan açık saçık bayan ve o derslere katılan yine onun gibi açık saçık bayanlar bana yazdılar. Cemalnur Sargut’un talebeleri. Cemalnur Sargut sözde Rufai Şeyhidir. Kenan Rufainin tekkesinin postnişinidir. Kenan Rufai de zaten cumhuriyetin ilk yıllarında inkilaplara destek olmuş, gayru meşru hayat yaşayan bir sapık. Onunda konusu uzun, ayrı bir konu. Evet sapıklıkta o kadar zivrelerki Cemalnur Sargut başını örtmeye gerek duymuyor ama Şeyhlik yapıyor. Zaten meşhur bir müfsittir bu kadın. Putperestliği bile meşrulaştıran, putperstleri bile cennete sokan(!) bir müfsit. Videosu var, putlara tapmayı Allaha tapmaya bağlıyor. Böyle bir sapkın ekol. Ali Denizci’nin sevenleri de onun Rufai dervişi olduğunu söylediklerine gore kime bağlı olduğu az çok anlaşılıyor. Ali Denizci, Ayşe Armana verdiği röportajda, Kur’anı kerimde vaad edilen cennet nimetleri hakkında “palavra” diyor. Bunun ne demek olduğunu siz anladınız.! Bunların böyle çarpık bir tasavvuf anlayışı var. Ali Denizci, kendisini Mustafa İslamoğlu ve İhsan Eliaçık gibilere reddiye yapmakla savunuyor. “Ben onlara reddiye yapıyorum sizdenim” demek istiyor. Evet doğrudur, Cemalnur Sargut modeli sözde tasavvufçular Mustafa İslamoğlu gibileri sevmez, çünkü Mustafa İslamoğlu o model sapık tasavvufçulara da karşıdır. Bu konuda anlaşamadıkları için birbirleri reddiye yaparlar. Ama bu, onların bizim tarafımızda olduklarını göstermez. Biz bu adamın gençlere yaptığı operasyonu kendi videosu ile ıspat ediyoruz. “Bakın bu adam burs verdiği gençleri yahudi evlerine götürüyor” diyoruz “ama sokaktakilere battaniye veriyor” diye cevap veriyorlar. “Bakın bu adam burs verdiği çocuklara dinî kitap okumayı yasaklıyor” diyoruz “ama fakirlere çorba veriyor” diyorlar. Yav adam çocukları Yahudi sevgiyse yetiştiriyor sen neyden bahsediyorsun arkadaş. Çorba kadar ucuz mu senin imanın? Evet gelelim bizim hatalarımıza kusurlarımıza beceriksizliğimize… Ali Denizci Deliler kahvehanesinden fakir fukaraya garip gurebaya elbette büyük yardımlar yapıyor. Onlara yemek battaniye elbise erzak dağıtıyor. Ama bunları neden yaptığı konusunu kaçırmayın, yukarda anlatmaya çalıştım. Asıl mesele biz neden yapamıyoruz. Ali Denizci kendisininde ifade ettiği gibi kendi cebinden yapmıyor bunları, gönüllüleri var. Peki bizim Hak davamızın gönüllüleri neden yok yada olanlar neden az. Nerede bu müslüman zenginler, müslüman yetkililer?! Müslümanları ikaz niteliğindeki bu yazıyı özelliklere gençlere ve Fatih bölgesindeki müslümanlara ve yetkililere ulaştıralım.

Aralık ayı 2019 Yılında Yayınlanan videosu

Ali Denizci Bu videosunda İsmail Hoca’dan bahsediyor fakat Bahsettiği ismail hoca hiç olmamış ?

Yukarıda belirtilen röportajları Hikayeleri ve Derviş Baba Kahvesinde anlatılan tüm konular ele alındığında ilk akla gelen şey şu olur Müslümanların ve bir çok iyilik severin en hassas noktalarına dokunularak Asıl hedeflenen konuları Bilinç altına işlemek için özel toplantılar düzenlenerek anlatımlar gerçekleştirildiğidir.
İyilik sever ve Müslümanlık adı altında yürütülen misyonerlik faaliyetleri olarak nitelendirilir.

Yaklaşık 100 yıl önce Helena Petrovna Blavatsky Teosofi Derneğini kurarak teozofinin Batıda yaygınlaşmasını sağlamıştı bir çok ünlü insanı etkisi altına alarak planlarını devam ettirmişti. Aynı amaç farklı kurgu günümüzde de devam etmektedir.

Eğer Ali Denizci ve Sempati duyanlar Müslüman olmak istiyorlarsa yaptıklarını ve uyguladıklarını gözden geçirmelidir.

MÜSLÜMAN UYANIK OLMALIDIR

Konu hakkında kısa bir not düşmek istiyorum :
Yayha Efendi Camii İmamı’nın konuya açıklık getirdiğini belirtmek istiyorum.
Konuyu merak eden ve konunun netlik kazanması için araştırma gerçekleştiren hafız kardeşlerimizinde belirttiği üzere Ali Denizci’nin hayat hikayesine sığdırdığı ve Yahya Efendi Türbesinde İmam olarak atandığını Belirttiği ismail Hoca meğerse Türbede hiç görev yapmamış.

Ali Denizci Konuyu şu şekilde özetliyor. Yahya Efendi Türbesinde Ateist ve Alkol bağımlısı olduğu zaman başından geçenleri şu şekilde aktarıyor.

“Yahya Efendi Türbesi’nde içiyorum. Manzarası çok güzel. Bir imamı var oranın. Dedi ki ‘Burada içemezsin’. Böyle deyince ben buna vurdum. Yukarıdan yuvarlandı adam. Polise şikayet etti ve bir şey olmadı. 2 gün nezarette yattım ve çıktım. Adama dedim ki, ‘Burada kalırsan yakacağım evini, gideceksin buradan.’ Sonra adam tayinini istedi ve gitti yerine İsmail Hoca adında biri atandı oraya. Ben de gittim rakı şişesini her zaman içtiğim yere koydum ve içmeye başladım. Cam açıldı lojmandan ve İsmail Hoca çıktı. Sonra İsmail Hoca geldi ve bir garip geldi. Elinde kocaman bir tepsi ve tepsinin içinde erik, kiraz, yenidünya ve çilek var. İsmail Hoca rakıyı göstererek, ‘Ben ondan hiç içmedim, ama yalnız içilmediğini biliyorum’ dedi. Ben de, ‘Bir dakika sen sarhoşa meze mi taşıyorsun’ dedim. O da bana ‘sarhoş marhoş bilmem, burası benim fakirhanem. Ben de hocaya ‘Ben ateistim Allah’a inanmam’ dedim. Hoca da dönüp bana, ‘Ya Allah sana inanıyor ki buraya gönderiyor’ dedi.”

Aşağıda belirtilen yazı alıntıdır. yazıda Konuya açıklık getirildiği için paylaşıyorum.

Ali Denizci’nin Yahya Efendi Türbesi’nde başından geçtiğini iddia ettiği anıya ilişkin önemli bir açıklama geldi. Konu hakkında konuşan Yahya Efendi Camii imamı Bekir Çetintaş, Denizci’nin anlattığı hikayede geçen İsmail Hoca isimli bir kişinin camide hiçbir zaman görev yapmadığını söyleyerek, “Burada 1936 yılından itibaren buraya gelen imamların kayıtlarının tutulduğu bir murakebe defterimiz var. Bu defterde 1936 yılından itibaren buraya gelen bütün imamların, bütün müezzinlerin görev başında olup olmadığı, caminin temiz olup olmadığı yönünde yapılan kontrollerin bulunduğu bir defterimiz var. Bu defterde hiç İsmail Hoca isimli birisi yok. İsmail Hoca buraya hiç gelmemiş, öyle bir kimse yok. Bir başka şey, buranın çok eski cemaatleri var. Buraya düzenli gelen 65 yıllık cemaati var. Bu video (Ali Denizci’nin videosu) yayıldığı zaman, çok yaşlı bir amcamızdan rica ettim, dedim ki, ‘Size bir şey sormak istiyorum. Böyle böyle bir video var. Bize bununla ilgili bilgi verir misiniz? İsmail Hoca kimdir, böyle bir şey var mı, bu hadise neyin nesidir?’ 1955 yılından tuttu, bugüne kadarki imamların tümünü saydı. İçerisinde İsmail Hoca diye biri yok.” ifadelerini kullandı.

‘Müslüman olup olmadığı belli değil’

Yahya Efendi Camii İmamı Bekir Çetintaş, Ali Denizci’nin Müslüman dahi olup olmadığının belli olmadığını belirterek, “Balat’ta kahvehanesi olan, oradaki sinagogla dirsek teması içerisinde olan, bizzat iş ortağı Yahudi olan bir kimse. Kendisinin tavırlarında iki tane tehlike görüyorum. Birincisi, evet hatasız insan yoktur ama bir din görevlisine, bir imama attığı yumruğu ballandıra ballandıra anlatan bir kimse bunu meşrulaştırmış olur. İkinci tehlike, buralara gelin, rahat rahat rakınızı içkinizi alın, buralarda için, hoca efendi size meze ikram eder, demiş oluyorlar” şeklinde konuştu. Bekir Çetintaş, konuşmasının sonunda herkesin bu konuda bilgilendirilmesini de istedi.

Hayırsever Maskesi olabilir

İstanbul Balat’ta, Musa Dede takma adını kullanan ve asıl adı Lari Dilmen olan Yahudi bir ortak ile Deliler Kıraathanesi isimli bir mekan işleten Ali Denizci hakkında bir gerçek daha ortaya çıktı. Deliler Kıraathanesi’nde misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü öğrenilen Denizci’nin, burs verdiği öğrencileri Yahudilerle iletişim kurmaya zorladığı ve Müslümanlar ile Yahudiler arasında diyalog kurmaya çalıştığı tespit edildi. Denizci’nin, ‘hayırsever’ maskesi takarak, bazı Müslümanlara yaptığı yardımlarla ise misyonerlik faaliyetlerini örtmeyi amaçladığı öğrenildi. Konuya ilişkin açıklama yapan İsmailağa Cemaati’nden Salih Diner, Lari Dilmen’le birlikte Ali Denizci’nin söz konusu kıraathanede misyonerlik faaliyetleri yürüttüğünü doğruladı. Diner, kıraathanede ayrıca Cemal Nur Sargut gibi kadınlar tarafından tasavvuf sohbeti verildiğini de belirterek tehlikeye dikkat çekti.

Diner, Denizci’nin Lari Dilmen ile beraber burs verdikleri 150 talebeye kitap okumayı yasaklattıkları ve bu talebeleri Yahudilerin evlerinde misafir ettikleri şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Peki tövbe eden bir Yahudi bunu yapar mı? Ali Denizci bu çalışmalarda tek değil ki, Lari Dilmen ile beraber yürütüyor bu faliyetleri. Lari Dilmen Yahudilikten döndü ise neden hâlâ burs verdikleri müslüman çocukları Yahudilerle kaynaştırıyor?! Ve yine bizzat Ali Denizci’nin itirafı ile, neden dini kitap okumalarını yasaklatıyor?” diye sordu.

Diner, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bakın bu adam burs verdiği gençleri Yahudi evlerine götürüyor” diyoruz “ama sokaktakilere battaniye veriyor” diye cevap veriyorlar. “Bakın bu adam burs verdiği çocuklara dini kitap okumayı yasaklıyor” diyoruz “ama fakirlere çorba veriyor” diyorlar. Yav adam çocukları Yahudi sevgisiyle yetiştiriyor sen neyden bahsediyorsun arkadaş. Çorba kadar ucuz mu senin imanın?”

Ali Denizci ve Sempati duyanlar Mahalleleri karıştırmış olabilir mi ?

Aklıma şu soru geldi Eğer Ali Denizci ve Gönüllüler gerçek Müslümanlığı Gerçek Sufiliği arıyorlarsa Ali Denizcinin ve Akranlarının anlatmış olduğu Sufilik vb. konular kesinlikle eksik hatalı ve küfre sürükleyecek iyileştirmelerle doludur.

Ali Denizci inandığı bu bilgileri her nereden ediniyorsa buna son vermesi gerekiyor.
Yada açık açık hangi emele ve amaca hizmet ediyorsa bunu Müslümanlık adı altında gerçekleştirmeyi bırakmalıdır.

Bu durumda ısrar edilmesi ve sempati duyulması kesinliklee farklı yollara ve emellere yönlendirecektir. Aynı sözlere ve söyleşilere tereddütsüz Sempati duyarak olur gözüyle bakanlar Müslümanlığa hizmet etmemiş olurlar.

Şu öneriyi yapmak istiyorum Bildiğim kadarı ile İstanbul Fatih Balat’da yardımlaşma adı altında bir Kahvehaneniz var. O Kahvehaneye gelenleri bir Kaç sokak yukarıdaki üst mahalleye yönlendirirseniz Doğru Müslümanlığı ve Doğru Sufiliği öğreneceklerdir inşallah

0 0 oy
Makale Değerlendirmesi
Puan
Bu yazıyı derecelendirin!
[Total: 0 Average: 0]
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x